Kayıtlar

Kasım, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fısıltıyla esen rüzgar, pencereyi hırpalayan..

Gün döndü, vakit nakitten değerlendi. Bir an önce kıymetiyle yaşayamadığımız birlikteliklerimizi yalınlığa terk edip süsünden arındırmamızı söylüyor zaman. Kafasında kasketi, bizi bekliyor. Ha bir de cübbesiyle tabi... Yargılamayı beklemiş onca ömür boyunca. Ben de son zamanlarda arkadaş olduğum fısıltılı rüzgarımı koydum cebime, bensiz ne yapar yoksa o yalnız uzak meskende..

Birlikteliklerim vardı en samimiyetine güvenilesi cinsten. İki yanımda da hüzün olsa bir merhamet elimden tutardı en aykırı terkedişlerimde bile. Ben hiç uzaklaşmadım meçhul dipsiz diyarlardan. Hep onlar benden gitmek istediler. Bu terk isteklerinin şafağında hep elimi tutardı o sıcacık merhamet. Giderken şarkısını dinlerdim. Koskoca boşluk ve upuzun bir yol... O yolu takip eder ve işte o şarkıyı söylerdim, bezen ben söylerdim bazen ondan dinlerdim. Şarkının sözlerini hiç bir zaman ezbere bilemedik ikimiz de ki gerek de yoktu zaten. Yürüdüm hiç durmadan, zaten sözler de demiyor muydu : "Rüzgar bizi sürükley…

Seni Bulmak Ne Güzel

Yine gözyaşı gördüğüm süregelişlerin içinde kaybolan Hem sessiz hem bir o kadar da çığlık çığlığa Baktınız mı gökyüzüne bu zamanlarda hiç Görüp görebileceğinizin mavi ile beyazda buluşmuş hüznün olduğunu biliyor musunuz
Gün gibi aşikar çekip gitmeler, çok uzaklara, sessizce Hadi ama, hadi git artık demesi yok mu Damarlarındaki direniş neden, niye ve kime bu isyanlar Git denildi mi neden haykırırsın, duyulmasa da hiçbir yerden?
Bu hüzünlü yok oluşun bir anlamı olmalı demiyor muyduk hep Ağladık mı bir yerlerde göz yaşı olsun, damlasın hüzünlü bedenlere Demiyor muyduk bunu hep, istemedik mi böyle olmasını Yok, yok galiba bilmeden yaşadık yaşananları, değerlendiremeden bitirdik ömrün her ilkbaharını
Seni sözlerde bulmak çok güzel, olmadığında cümlelerle seni anlamlandırmak Bu hayasızlık içinde, çaresiz cümlelerden kaçınmak ne güzel Bilmediklerimi seninle paylaşabilmek Bu hayatı anlamlandırmak için yaşamak seninle, ne güzel..
Yaşasın..

Bana Tiyatrolarımı Verin, Sinemasız da Yaşarım..

Hani bazen hissederiz karşımızdaki yaşadığı olayı bizimle paylaşırken onun duygularını. Başından geçen o kadar etkilemiş olur ki onu, yüzünde o anın tanıklığıyla bizleri çekim alanına sokarak öyle bir anlatır ki her ne yaşadıysa, biz de onunla birlikte zihnimizde canlanan hayal ile yaşarız onun o anlarını. Bu bir sanattır aslında. Anlatabilme sanatı, zihnindekini o akıcı üslup ve görsel hareketler eşliğinde izleyicisine sunabilme sanatı. Aslında birçoğumuz bu açıdan birer sanatçı da sayılırız kendi yaşantımız içerisinde. Öyle bir yetenektir ki bu, canlı dünyalarımızın akıcılığını, süreğenliğini bir başkasına yaşatabilme. İşte bir de bu yeteneklerin gerçek sanatsal boyuta taşınan tarafı vardır. Yüzyıllardan bu yana yapılagelen bir sanat. İnsanlık tarihinin belki de en eski sanatsal aktivitesi. Evet, tiyatro...

Tiyatro tüm canlılığı ile yaşama tanıklığının kattığı heyecan ve gerçeklik sayesinde insanların gönlünü uzun yıllar öncesinde çalmış ve hala da bu hırsızlığına devam etmektedir.…

Bir Bilimsel Değerlendirmede "Aşk"

Çok uzun zaman oldu aşktan bahsetmeyeli, gerek kendi iç dünyamda gerekse de bir arkadaş sohbetinde uzun uzadıya ve hissedercesine bir şeyleri. Aşk insanlık tarihinin en vazgeçilmez ve en temel hissiyatlarından birisi olmuştur. İç güdüsel hissiyatların da en temel ve en yaygın olanıdır aşk. Kimi zaman inanışın gereğinin dışında hareket edilerek en büyük günahlara gebe durumlar ortaya çıkmasına neden olmuştur, olmaktadır ve olacaktır; kimi zaman da insan kimyasında hiçbir eylemin veremeyeceği hissiyatları yaşatmaktadır bedenlerde. Budur bazen deliyi akıllı akıllıyı da deli kıvamında güncelleyen. Üremenin temeli, sevmenin başlangıcı vs.. bunlar hepimiz tarafından da bilinen, ilkel kavimlerin bile nedenini bilmemelerine rağmen yaşadığı bir duygu. Her yaşta, her kişinin en beklenmedik anında tezahür edebilir. Klasik olanlar bu durumlardır ve söylenegelmiştir yıllardan beri. Aslında bu durumun bilimsel boyutundan bahsetmek istedim bu yazımda. Daha öncelerinde de birçok makale ve kitap okum…

Melodi

Resim
Sessizlik benim başımı ağırtıyor! Evet evet, sessizlik... Zulüm gibi geliyor duyamadığım yüksek sesler, anlamadığım suskunluklar. Çok mu yükseklere çıkmak gerekli gökyüzünü duyabilmem için. Ama çok sessiz bu dünya, çok bilinmeyenli. Bugün bir melodi takıldı dilime beynimdeki soruları cevapklarken, sessiz sessiz beklerken ucube saatleri. Sözleri bile yoktu, aklıma gelmedi dedim belki, ama hiç olmamıştı ki nasıl bilsin bağırışlardaki bu beynin hücreleri. Ağlamaklı bir melodi, zaman zaman hicran notalarına rastlıyor bazen de aşık delikanlı edasıyla süzülüp geçiyor öylece beynimden. Hüzünlü bi söz yazılsa, hani biri gelse bu melodinin sözleri bunlar dese, en azından en güzel bunlar olur dese. Olmaz, olamaz...

Sadece notalar değildi beynimden dökülen, sadece sessiz bir bekleyişin hüzünleri ile yoğrulan beynin yanlış cevaplanmış soruları değildi. Değildi bir köle, bir bekleyişin muzdaribi değildi bu ruh. Aynı zamanda olmamış hüzünsüz günlerinin peşinden koşan delinin biriydi, taassub ile g…