Bana Tiyatrolarımı Verin, Sinemasız da Yaşarım..

Hani bazen hissederiz karşımızdaki yaşadığı olayı bizimle paylaşırken onun duygularını. Başından geçen o kadar etkilemiş olur ki onu, yüzünde o anın tanıklığıyla bizleri çekim alanına sokarak öyle bir anlatır ki her ne yaşadıysa, biz de onunla birlikte zihnimizde canlanan hayal ile yaşarız onun o anlarını. Bu bir sanattır aslında. Anlatabilme sanatı, zihnindekini o akıcı üslup ve görsel hareketler eşliğinde izleyicisine sunabilme sanatı. Aslında birçoğumuz bu açıdan birer sanatçı da sayılırız kendi yaşantımız içerisinde. Öyle bir yetenektir ki bu, canlı dünyalarımızın akıcılığını, süreğenliğini bir başkasına yaşatabilme. İşte bir de bu yeteneklerin gerçek sanatsal boyuta taşınan tarafı vardır. Yüzyıllardan bu yana yapılagelen bir sanat. İnsanlık tarihinin belki de en eski sanatsal aktivitesi. Evet, tiyatro...

Tiyatro tüm canlılığı ile yaşama tanıklığının kattığı heyecan ve gerçeklik sayesinde insanların gönlünü uzun yıllar öncesinde çalmış ve hala da bu hırsızlığına devam etmektedir. Bunu yaparken bazen bir yazarın dünyasının aşk hikayesi olmuş, bazen tanıklık ettiği zamanın yaşanmışlığını anlatmış genç çağlara ve bazen de dönemin eksikliklerini ve yanlışlarını gerek kişisel gerekse de yönetimsel açıdan eleştiren bir araç olmuştur tiyatro. Çok sevilmesi ve gönüllerde canlı duyguların oluşmasının arkasında tiyatronun yüz yüze, çok yakınında cereyan etmesi olmuştur. Oyuncunun büründüğü o canlı kişilik, duyguları ve hezeyanı ile seyircisinin de kendisi gibi hissetmesine, oyunun devamı sırasında adeta bir oyun olmaktan çıkarak, izleyeninin de o anı yaşamasına olanak sağlamıştır. 

Tiyatro zaman içerisinde teknolojinin de gelişmesi ile birlikte bazı başka alanların da ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan en önemlisi günümüzde de popüler bir hal almış olan sinemadır. Sinemanın başlangıcı da çok yeni bir zaman diliminde olmamış olsa bile tiyatro gibi köklü ve varlıklı bir eser yanında son derece genç ve eksik kalabilmektedir. Şöyle ki tiyatro bahsettiğimiz gibi canlı unsurları barından bir sanat dalıdır ve izleyenini de kendi dünyasına çekebilme yeteneğine sahip bir sanattır. Fakat sinemanın günümüz koşullarında daha da gelişimi sonrasında, yapım teknikleri dolayısıyla az olan canlılığını ve gerçekliğini giderek daha dijital ve gerçeküstü olaylara terk etmesi söz konusudur. Yaşadığımız günün getirdikleri tembelliklerimizin de artışına ve emeğin yerini kolay yapımlara bırakmasına yol açmaktadır. Sinema da bu kolaylık ve tembelliklerden nasibini almaktadır. 

Sinemanın günümüzde hala bir sanat dalı olup olmadığı tartışılır bir durumdadır. Aslında bir sanat dalı demek belki eski yapımlarda söz konusu olabilir, fakat bu gelişmişliğin sinema üzerindeki gerçeküstü ve tembel etkisi zamanla görebileceğimiz o sanat tarafını da silmektedir. Zaten yeni ve özgün konu barındıran filmlerin yapılması da giderek azalmaktadır. Sinemanın gerçek hayattan beslenebilirliği de, beklentilerin artışının ışığında azalma göstermiştir. Fakat tiyatro böyle değildir. Yaşananlar, hissiyatlar, düşünceler insanlık tarihine yakın zaman eşdeğerinde bu sanat dalının da yaşamasına olanak sağlamıştır. Tiyatro gerçek hayattan tam anlamıyla beslenebilen bir sanat dalıdır. Bazen konu belki çok klasik olabilir; aşk olabilir, ayrılıklar olabilir, hüznün getirisi ile yapılan bir şeyler olabilir. Fakat bu klasik konuların dahi tiyatroda ilgi görmesi sırf tiyatro olarak sunulmasından ileri gelebilmektedir de.

Tüm canlılığı ve izleyenini çekim alanına alarak sunduğu eserleri ile tiyatro, her zaman vazgeçilmezim olmuştur ve dünyamı da bu benzersiz yönüyle aydınlatmaya devam edecektir. Bir musiki, bir senfoni edasında ruhuma seslenmeyi, melodilerini kulağımda tüm canlılığıyla fısıldamayı sürdürecektir. İnsan var olduğu sürece insanın gerçeğini yansıtan bu sanat da tüm özgünlüğü ile var olmaya, yaşadığımızı hissettirmeye devam edecektir.

 
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response.
0 Responses
Leave a Reply